Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Cemil Gülseren

Cemil Gülseren

4 Mart 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


Gizliden gizliye


Dünyanın diğer ülkelerinde durum nedir, nasıldır doğrusu araştırmış değilim ancak ülkemizde bir “Gizemli olmak” merakı çok yaygın görünüyor. Herkes, herkesin gizlerinin peşinde. Zaten oldum olası çok meraklı milletiz. “Sana ne kardeşim!” diyebilsek hiç olmazsa içimizden.

Nasreddin Hoca’ya yönelerek vatandaş sorar; “-Hocam bak bir sini baklava götürüyorlar.” Hoca; “-Bana ne kardeşim.”der. Bizimki hemen atılır; “-Ama hocam sizin eve doğru gidiyor tepsi.” Hoca bu defa da; “-Sana ne kardeşim.”der. Ne güzel cevap hem de. Biz duramayız. Mutlaka öğreneceğiz. Kim, kiminle, nerede, nasıl, ne zaman, niçin, sonra ne olmuş?...uzar gider. Ardı arkası gelmeyen sorularla maksat sırların ifşası. Efendim her şey açığa çıkacak.

Biz taziye vermesini bile bilmiyoruz canım. Ben çok duydum taziye ziyaretlerinde şöyle diyalogları; “-Ee nasıl öldü? (Cevap veriyorum: Ölüm meleği geldi, emaneti aldı ve gitti.) Nesi vardı? (El cevap: Kan şekeri, can sıkıntısı, dolaşım sorunu derken şöyle bir dolaşmaya çıkmış derken ecel şerbetini içivermiş..) Niye öldü? (Dedik ya işte. Canı sıkılmış, gitmek istemiş. Sizden, bizden usanası gelmiş. Ecel yetmiş, ömür bitmiş.) Hiç bir şeyi yoktu. Gayet iyiydi. (Evet öyleydi sadece By-Pass olmuştu.) Daha dün görmüştüm. Sapasağlamdı. (Oysa dünle bugün aynı şey mi? Dün dündür değil mi? Dün bugünün garanti belgesi sayılır mı?) Rahmetlinin bir aspirin bile aldığını duymadım. (Sanki marifetmiş gibi. Keşke alsaydı. Hoş alanlar ölmüyor mu sanki.) Bu konuşmaların hepsine tanık oldum. Daha başka örneklerine sizler de tanık olmuşsunuzdur. Sen taziyeni ver, duanı oku ve git. Sana ne kardeşim? Nesi var, nasıl öldü sorularıyla acılı aileyi yeniden acılara gark etmeye hakkımız var mı?...

Günlük hayatımızda ne kadar çok konu ile ilgili kelime ve kavram var farkında mısınız? Fiş, fişleme, deşifre, ifşa, dinleme, izleme, takip, istihbarat, haber alma, dedektif, hafiye, ajan, muhbir, tanık, gizli tanık, ihbar…uzar gider. Odaklarımız, odalarımız, planlarımız, kurumlarımız her tarafımız, içimiz dışımız gizli. Açık yani şeffaf olanlar sayıca daha az neredeyse. Bu kadar düşkünüz gizliliğe, gizli görünmeye. Rağbet böylelerine. Derin mi derin hadiseler o denli içimize işlemiş ki açıklık hiç göze görünmüyor. Gözde de değil zaten. İlle gizemli kalacaksın. Bir taraftan o gizliliklere sığınacaksın, oralara dayanacaksın. Derin dostların,, gizli güçlerin olsun yeter. Unutulmaya ‘Su destisi su yolunda kırılır.’ Hem sonra ALTTAN KUYU KAZAN ÜSTTE KALMAZ. Sanki savaştayız. Savaştığımız kim? Yanındaki meslektaşın, önündeki arkadaşın, ardındaki kardeşin, solundaki komşun, sağındaki vatandaşın. Hep birbirimiz. Yok efendim ille birileri birilerine çalışacak, yaranacak, yükselecek. Birileri birilerini gammazlayacak ki payelene. İtibar ettiğimiz şeylere bakın. Herkes dinleniyor. Niye? Güven bunalımı var da ondan. Sonu iyi görünmüyor bu işin. Güvenlik kamerası hırsız için, eşkıya için, suç için suçlu için iyi, güzel. Gözetleme meraklısı amirler için ne keyifli? Kim kiminle, kim kimin odasında. Abarttık ki sormayın. Milletçe rahatsızız. Milletçe güvensiz. Gözetleyen gözetleyene. Kimsenin zaten bir şey sakladığı da yok artık. Ayan beyan, apaçık.Saklımız, gizlimiz ne gezer. Mahremiyet de kalmadı ya hoş.

DELİNİN ZORUNA BAK

Teknoloji delisi olduk. Dizi delisi olmuştuk, internet bağımlısı da olduk. Eskiden para delisi, kadın delisi yaftaları çok söylenirdi. Bunlara yenileri de eklendi. Deliliklerimiz öylesine çoğaldı ki. Bize bir şeycik olmaz. Biz şerbetliyiz. Acı patlıcanı kırağı çalmazmış. Altın pas tutmaz, deli de yas tutmaz o zaman. Biz ki sevdiğimize deli gibi aşığım diyen milletiz. “Seni deliler gibi seviyorum.” demez miyiz? Yalan ha..Aklı olan inanmaz. Aklımızı nerede yitirdik demek istemiyorsanız her deliye gönül vermeyin. Rabbimizin bize sunduğu en büyük nimet; akıl. En güzel armağan yaratandan. Şamanlar kötü ruhların çıkıp gitmesine imkan sağlamak için kafatasında delikler açarlarmış. Çözümü kafayı delmekte bulmuşlar. Biz mi? Kafayı çekiyoruz ya işte. Bazısı da kafa bularak yitiğini arar. Herkesin kafa bulması kendine. Olmayacak işe kalkışmak kimine göre delilik, kimine göre de dahilik. ‘Delidir ne yapsa yeridir.’ Diyerek ürksek de, korksak da sempatimiz eksilmez onlardan. Deli tutkundur, düşünmez; akıllı iman eder ama düşünür. Akıllı tereddüt ederken deli çoktan hedefe varmıştır bile. Seveceksen öyle seveceksin ancak kimse de bir delinin ipiyle kuyuya inmez.

Kuyu, çoğu zaman dibini görmediğimiz derinlik. Çukur ve çamur. Karanlık mı karanlık. İçinde ne var ne yok bilemezsin. Taş mı var, yaş mı? Allah bilir. Atalar boş söz söyler mi; Bir deli bir kuyuya bir taş atmış; kırk akıllı çıkaramamış.

Siz kimden yanasınız? Deliden mi, akıllıdan mı yoksa KARANLIK GÜÇLERDEN pardon kuyulardan mı? Cevap vermeden önce aklımızı kullanırız değil mi?








Bu yazı 1,017 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar (16)
  • Cemil Gülseren / 3 Nisan 2010 11:37

    Marifet iltifata tabidir zira iltifatsız meta zayidir

    Darende'deki sosyal, kültürel etkinliklerin(Tiyatro, Konferans,Seminer vb.) azlığı bir başka ifadeyle yetersizliği elbette hemen göze çarpıyor. Şüphesiz Kaymakamlık ile Belediyemiz el ele verip çözüm getireceklerdir. Haziran aylarında yapılan Kültür Etkinlikleri ise sadece bir yönüyle Darende'yi ele almaktadır. Ağustostaki Zengibar Güreşleri de yine zor şartlarda ve düşük katılımlı olarak sürmekte.Diğer üç mevsimde de Darende'de bir şeyler düşünmek gerek. İş adamlarında potansiyel var, akademisyenlerde birikim var ancak bütün bunları organize edecek otoritede boşluk varsa bunu da yetkililerimiz halleder. Kuşkusuz Darende kasaplar çarşsından ibaret değil. Selam olsun Darendeli hemşehrime.
  • Darendeli bir vatandaş soruyor / 1 Nisan 2010 18:46

    HOCAM YALAN MI?

    HOCAM BEN DARENDEDEN HİÇ UMUTLU DEĞİLİM, NEDEN DİYECEK OLURSANIZ, ELİNDEKİ OKULLARI TUTMA BAŞARISI GÖSTEREMEYEN, EĞİTİME GEREKLİ YATIRIMLARI YAPMAYAN, SİNEMA, TİYATRO, SEMİNER KONFERANS V.B. SOSYAL, KÜLTÜREL HİÇ BİR GİRİŞİMİ OLMAYAN, 50 YILLIK GÜREŞ FESTİVALİNİ DAHİ YOK ETME NOKTASINDA VİRAJI ZORLA ALAN, EKONOMİSİNİ SADECE BİR KAYISIYA ENDEKSLEMİŞ BİR DARENDE BENCE 21. YÜZYILIN ÇOK GERİSİNDE, NE YAPMAMIZ LAZIM HOCAM, ZENGİNLERİ VAR DİYE ÖVÜNÜR DURURUZ, ALLAH İÇİN BİRTANESİNİN BEN FAYDASINI GÖRMEDİM, ANCAK YAZ AYLARINDA KASAPLAR FAYDASINI GÖRÜYORLA DESEM YALAN OLMAZ YANİ, BİR ÇÖZÜM YOLU BULMAMIZ LAZIM SAYIN HOCAM
  • Cemil Gülseren / 28 Mart 2010 17:21

    Çağdaş ve Salih Bey Kardeşlerime

    İlgi ve teveccühler güzel. Teşekkür ederim. Su akar yolunu bulur. Bütün Darendeliler hizmet almaya da hizmet vermeye de layıktır. Eksik olmayınız efendim.
  • salih / 26 Mart 2010 14:14

    yorum

    ben hocamın başkan olmasını istemem. neden derseniz darendelinin kahrını çekmek zordur. yıpranır. yoksa bende isterim böyle donanım sahibi birisi başkan olsun.
  • ÇAĞDAŞ / 23 Mart 2010 00:41

    İŞTE BU

    CEMİL HOCAM DARENDEYE BELEDİYE BAŞKANI OLSAN NE GÜZEL OLURDU. ŞU ANLATIMIN GÜZELİĞİNE BAKARMISINIZ, BİLGİ KENDİNİ NASILDA KELİMELERE YANSITMIŞ, AĞZINA, GÖNLÜNE, YÜREĞİNE SAĞLIK HOCAM SEN ÇOK YAŞA.
  • Darendeli Genç / 19 Mart 2010 14:30

    teşekkürler

    Hocam teşekkür ederim. Bu anlattıgınızı ilk kez duydum. Herkes farklı birşey anlatıyor. Size güveniyorum.
    Teşekkürler
  • Cemil Gülseren / 18 Mart 2010 15:02

    Sakın Olmayasın

    Darendeli Genç Kardeşim, Sözün aslı ile ilgili Tarihçi İsmail Hami Danişmend'in bir kitabında bir anekdot geçmektedir. Kitaptan bizzat okuduğumu hatırlıyorum. Konu özetle şöyle; Diyarbakır'da zamanın üniversitesi için sınav yapılıyormuş. Mülakat tarzında. Öyle bir hal zuhur etmiş ki kazananların çoğunluğu ya Darendeli, ya Gürünlü ya Divriği veyahut Arapgir-Eğin yörelerinden. Tam bu noktada imtihan salonuna girmek üzere kapıyı aralayan aday öğrenciye hemen memleketi sorulur olmuş. İşte bu kalıp söz yahut tekerleme oradan ortaya çıkmış: "-Sakın olmayasın beş beldenin birinden. Darendeden, Güründen, Eğinden..." Yani müderris eğer bu beldelerdense hiç bizi yorma, meşgul etme TAMAM sen de kazandın. demek istemiş. Bu söz çekemeyenler tarafından farklı vurgulanarak başka anlamlar yüklenmişse de sen aldırma. İşin aslı esası böyle. Şimdi de durum ortada değil mi?
  • Darendeli Genç / 17 Mart 2010 16:29

    hocam bir sorum var

    "Darende'den Divriği'den Gürün'den OLMAYASIN üç beldenin birinden hele de Darende' den. Bu sözü bana söyleyenler ile çok karşılaşıyorum. Burada olmayasın sözcüğü şaşkınlık anlamı mı taşıyor yoksa "olumsuzluk" anlamı mı? Aslen OLAMAZSIN deniyor belkide böyle. Eğer böyle ise neden çarptırılmış.
    Bu cümle nerden çıkmış kaynagı nedir?
    Saygılarımla Sn. Hocam
  • özkan ALAN / 12 Mart 2010 22:18

    Elinize sağlık sayın hocam
  • Özgür / 9 Mart 2010 19:30

    LEYLA HANIMA KATILIYORUM

    Leyla Hanım, sayın editör şehir dışındaydım diyor, oysa internet köylerden şehirlere kadar her yerde mevcut, bence bu teknolojiden uzak kalmadan kaynaklanıyor,yanılıyormuyum sizce

    editörün notu: yanılıyorsunuz
  • Cemil Gülseren / 9 Mart 2010 15:48

    Sohbet-i Yârân

    Sen dedikten sonra neden olmasın. Hasta ziyareti, hal hatır sormayı, misafir ağırlamayı konu edinmemi isteyen ricalar da var. Düşünüyordum öne alabilirim. Şair ne der; "Hâlim nakleylemek yârâna düşer."
  • Cemil Gülseren / 9 Mart 2010 15:34

    Kültürümüze duyarlı dostlar

    Sevgili dostlar, vefalı öğrencilerim; Mine Ay ve Leyla Atçeken, alakanıza teşekkür ederim. Babayı terbiye eden çocuk denir ya ben de sizin teşviklerinizle yazmayı sürdürüyorum. Bilesiniz istedim.
  • mine ay / 8 Mart 2010 19:52

    kaleminize ,yüreğinize sağlık...

    hocam,yazılarınızı zevkle okuyorum.kaleminize ve yüreğinize sağlık...
  • LEYLA ATÇEKEN / 8 Mart 2010 15:01

    yayınlanmayan yorumlar

    Sayın editör
    Yorum yazdım 4 martta bugün 8 mart yayınlanmadı .Yayınlanmama için bir sebep var mı?

    Editörün Notu: Şehir dışındayım, internet imkanım da olmadı yorumların yayınlanması o yüzden gecikti
  • Mehmet Nazmi Değirmenci / 8 Mart 2010 12:45

    Olmadı baştan

    Konuya girmişken hani birde taziye bayramlarınıda anlatsan diyorum. vefaat sonrası dört ,beş ay geçmiş, kalanlar yeni hayata tam alışıyorum derken, bayram ve bayram taziyesi ,yine ağıtlar matem.Olmadı baştan başlıklı bir yazı olurmu olur.
  • Leyla ATÇEKEN / 4 Mart 2010 19:08

    Hocam., yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil.Neyin gizli kaldığı,gizli kalması gerektiği , herşey karışmış durumda.Dediğiniz gibi kavram karmaşası had safhada. En çok beğendiğim bölüm de AŞAĞIDAN KUYU KAZAN ÜSTTE KALAMAZ..Var olan bilgi birikimini,tecrübelerini,duygu ve düşüncelerini harmanlayarak ortaya okunmaktan zevk alınan yazılar çıkaran ender insanlardan birisiniz..Kaleminize yüreğinize sağlık.Selam ve hürmetle ellerinizden öperim.