“Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor, fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar” Oscar WILDE...
Her akşam ailece televizyonun karşısına oturulur. Güzel bir yemek yenmiş, üstüne çay demlenmiştir. Babanın hoş gönlüne ya da kesesine uygunluğuna göre çayın yanında güzel bir de tatlı da olabilir. Akşam hangi dizi izlenecekse başlayana kadar alelacele bulaşıklar yıkanır. Yetişmezse kalanına reklam arasında devam edilir. Nasıl olsa yıl gibi uzun süren reklamlar vardır.
Dizi başlar, evin hanımı kocasını, kocasının yeğeni ile aldatır. Hepsi aynı evde yaşamaktadır. Üvey de olsa evin anneannesi konumundaki kadın gündüz evde derin dekoltelerle dolaşır. Kendi öyle olduğu yetmezmiş gibi evin genç kızını da öyle bir giyim tarzına alıştırır.
Çoluk çocuğu ile evin bütün halkı ihaneti, zinayı, teşhirciliği kare kare heyecanla izler, üzerine futbol maçı gibi kritiğini yapar ve ihanetin devamını görmek için haftayı beklerken, artık bunu içine sindirmeye de başlar.
Bir başka akşam başka bir dizide, kız nişanlısını başkasıyla yakalar ve kendisi de misilleme olarak adını bile bilmediği biriyle birlikte olur ve ondan hamile kalır.
Bir başkasında yine evli bir kadın kocasını masum(!) bir şekilde aldatır, sonraları evin babasının da gayr-ı meşru bir çocuğu olduğu ortaya çıkar.
Bir bölümün maliyeti üç yüz bine kadar çekilen ve her akşam ailece seyredilen bu dizilerde, örneklerde olduğu gibi gayrı meşru ilişkiler, bu ilişkilerden doğan çocuklar, bu durumları mazur gösteren sebepler her akşam farklı bir dekor ve sosa bulanarak bizlere sunuluyor. Yanı sıra sınırsız zenginlik ve lüks; günlük hayatını döndürmekte zorlanan çoğunluk için, tüm yanlışlıklarına karşın özendirilen bir yaşam tarzı olarak evlerimize giriyor.
Aile kurumu, her akşam bu tür taarruzlara maruz kala kala artık ne hale gelir onu uzmanlarımız bilir. Ama ortada bariz bir gerçek vardır ki, bu tür çarpıklıklar insanlara eskisi kadar yanlış, tehlikeli ve özellikle de günah gelmiyor.
……..
Ekmeğimizin değerini bilmiyoruz, İstanbul da her gün üretilen 15 milyon ekmeğin 1.5 milyonu çöpe gidiyor. Kadir Topbaş’ın açıklamalarına göre, çöpe atılan ekmeğin ekonomik değeri ile yılda 700 otobüs, 30 okul, 25 hastane, 50 bin işçinin aylık maaşı çöpe atılmış oluyor.
Zamanımızın dolayısıyla ömrümüzün değerini bilmiyoruz. Türkiye de bir kişi için günde ortalama beş saat televizyon izleme süresi olduğunu düşünürsek, ömrümüzden giden çoğunlukla bize faydasından çok zararı olan bir süreyi rahatlıkla gözümüzü bile kırpmadan feda edebiliyoruz. Günlerde, kahvelerde harcanan zamanlar ise hepten içler acısı.
Sağlığımızın değerini bilmiyoruz. En basiti Peygamber Efendimizin “Benim ümmetim hasta olmaz: Az yer, az uyur az konuşur düsturundan uzaklaştıkça hastalıklar üst üste gelmeye başladı. En basit bir örnek; hastanelerin ortopedi, kalp ve dâhiliye bölümleri daha çok kilolu hastalarla dolu ve yoğun bir şekilde ameliyatlar yapılıyor. Yanlış beslenme ve aşırı kilo kanser başta olmak üzere başka birçok hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Toplum olarak giderek daha çok şişmanlıyoruz.
Kazancımızın değerini bilmiyoruz. Peygamberimiz Veda hutbesinde “Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır.” Dediği halde biz O’nu dinlemeyip, helal yolla kazandıklarımızı değerlendirme kılıfıyla, aslında kolay yoldan artırmak için faize yatırıyoruz ve helale haram katarak, ya aşırı israfla, ya da haydan gelen huya gider hesabı esas paranın da eriyip bitmesine sebep oluyoruz.
Doğanın değerini bilmiyoruz. Allah (c.c) n en mükemmel şekilde yaratıp, biz insanlara bir nimet olarak sunduğu dünyayı, açgözlülüğümüz ve sonsuz hırsımız yüzünden, cehenneme çeviriyoruz. İleride geleceği olmayan nesiller bizlerin eseri olacak yazık ki…
Bu örneklere binlercesini daha ekleyebilecek olmamız çok üzücü ama yine de doğurduğu sonuçları, biraz daha bilinçli olarak ve daha dikkatle az da belki telafi edilebilir. Sağlam aile kurumumuz yara alırsa toplum olarak zayıf düşeriz, sonuçları nesiller boyu sürebileceği gibi telafisi de çok zor olacaktır. Sevgi ve Saygıyla
